![]()
21.YÜZYILDA KÜRESEL SALGININ KÜLTÜR SEKTÖRÜNE SÖYLEDİKLERİ
Dr. N. HanzadeUralman
Kültür sanat sektöründe yer alan deneyimli yöneticiler öngörüyle hareket etmeye ya da stratejik davranmaya daima hazırdır.Çünkü bilirler ki ekonomik krizlerde ilk kısılan bütçe kültür-sanat alanına ayrılanolur. Ancak içinde bulunduğumuz ve 100 yıl sonra insanlığın yüzleştiği küresel salgın kültür sanat alanındaki yöneticilere sadece krizi atlatma yönünde değil değişime adapte olma yönünde daha radikal bir mesaj vermeye başladı.
Dünya tarihinde kırılma noktalarını işaret etmiş salgınların değiştirdiği düzen düşünüldüğünde belki akla en son gelen kültür-sanat alanındaki dönüşümdür. Oysa salgınlar çağ değişimine insanları hazırlarken bir yandan kültürel üretimin ve sanatsal pratiklerin temelindeki dinamikleri de yeniden inşa ederler. Bazı tarihçiler M.S. 6. Yüzyılda başlayan veba salgınlarını antik dönemin zayıflaması ve ortaçağın başlamasındaki temel nedenlerden biri olarak görmekte, yeni biçimiyle Roma papalığının ve manastır hayatının ortaya çıkışı ile ilişkili açıklamaktadır. İlk salgın olarak bilinen ve iki asır süren Jüstinyen vebası,Roma İmparatoru Jüstinyen’in Ayasofya’yı yaptırdığı kent İstanbul’u kültür ve eğlence merkezi haline getirdiğinde ortaya çıkmış ve kenti salgının merkezine dönüştürmüştü. Kuşkusuz bu dönüşüm de batı dünyasında ortaçağ sanatı ve kültürel hayatı için yönlendirici olmuştur. Tıpkı 19. yüzyılda Kolera salgınının dünya üzerinde yarattığı etki gibi.
Covid-19 ile birlikte sanata konu olması bakımından salgınlarTürkiye’de sınırlı ama dünyada çokça gündeme geldi. Edward Munch’un İspanyol gribini tablolarına bir korku olarak taşıması, Yaşar Kemal’in, AlberCamus’nun ve GabrielGaricaMarquez gibi çok sayıda yazarın veba salgınını romanlarına taşıması gibi daha pek örnekten bahsedilmekte. Ancak salgınların yarattığı krizler aynı zamanda günümüzde endüstriyel boyutu da olan kültürel alanda bir tema ya da içerik olmaktan çok daha fazlasına işaret ettiğinden günümüz yöneticilerini her zamankinden daha fazla ilgilendiriyor.
Kapanan tiyatrolar, müzeler gibi pek çok kültür sanat kurumu, gelecekleri hakkında endişeye düştü. Nisan ve Mayıs aylarında Avrupa Müzeler Ağı’nın gerçekleştirdiği ankete göre %92 müze kapalı kaldı. Rijks Müzesi gibi turistik alanlarda bulunan büyük müzeler ciddi gelir kaybına uğradı. Amerikan Müzeler Birliği %30 oranında müzenin kapanma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu açıkladı. İngiltere’de Charles Dickens’in romanlarını yazdığı ev olma yönüyle de önem arz eden anıt müze tüm gelirini kaybettiği için kapanmak üzer ve yapılacak bağışları bekliyor. Dolayısıyla covid-19 geçici bir kriz olmakla kalmadı, bazı organizasyonlar için sürekli bir kapanışın habercisi oldu. Üstelik bu organizasyonlar kültür sanat alanında gelişmiş politikaların ve gelir modellerinin sahibi olan ülkelerdeydi. 1980’lerdeki neoliberal politikalar kültür sanat kurumlarına pazarlama yoluyla ayakta kalmayı öğretmişti. Ancak bu öğrenilenlerle yetinmenin yeterli olmadığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bu noktada ilk önce organizasyonların karşılarına çıkan fırsatı görmeleri gerekir.
Fırsatı Gör: Gelir Elde Etmek ve Kamunun Yararı İçin
Kültürün ve sanatın insan yaşamındaki yerini anlatmak için bu alanda çalışan organizasyonlara bir fırsat çıkmıştır. Günümüz insanı ömründe ilk kez karşılaştığı bu kaos ortamında sosyal yaşamına, ruhsal dünyasına, kişisel gelişimine, iş yaşamına ve özel hayatına yeni bir yön verme, yeni bir anlam kazandırma arayışına girmiştir. Girmeyenleri de bu arayışa yönlendirme zamanıdır.
Evde kalma zorunluluğu ya da gerekliliği ile ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar kültür-sanat organizasyonlarının insan yaşamına girmesi için önemli bir fırsat doğurmuştur. Evde zaman geçirmek yönünde öneriler sunulacağı gibi, eğitimi, sosyal yaşamı destekleyici dijital önerilerle insanlar buluşturulmalıdır. Bu sadece kültür sanat alanındaki organizasyonlarının gelirlerini arttırması için bir fırsat değil aynı zamanda bu organizasyonların sosyal sorumluluklarının da gereğidir.
Peki, Yapılması Gerekenler nelerdir?
Dijital üretime hazır olup olmadığını her organizasyonun kendine sorması gerekir. Burada en önemli kavranması gereken dijitalleşmeyi bir scanner(tarama makinesi) gibi görmemektir. Buna göre kültür-sanat alanıdaki dijitalleşme ya da dijital dönüşüm dijital sergi yapmak sergideki işlerin fotoğraflarının gösterimi ya da dijital performans sahnelenmiş bir oyunun video kaydını göstermekle sınırlı değildir. Yeni bir üretim sürecidir. Emek ve maliyet ister ama ürün geliştirmeye yönelik bir yatırım olarak görülmelidir. Bu dönüşümü covid-19 öncesi gerçekleştirenler ya da bu yatırımı önceden yapmış olanlar bu süreçte ayakta kalabilme potansiyeline sahip organizasyonlardır.Museum of Modern Art gibi büyük ölçekli müzeler dijital ortamdaki hizmetlerini çeşitli paketler halinde satmaktadır. Deutsches Theater Berlin’in açık alandaki gösterimleri, dijital gösterimleri yine performans sanatları alanındaki iyi örneklerdendir.
İşbirliği hiç olmadığı kadar gerekli hale gelmiştir. Benzer kuruluşlar hizmetlerini ya da ürünlerini ortak bir pazarlama iletişimi çerçevesinde sunduklarında tanıtıma yatırdıkları harcamayı azaltacak ve kamuya ulaşma oranlarını arttıracaktır. Özellikle yerel ölçekli belli bir bölgede hizmet veren organizasyonlar dünya üzerinde buna yönelmeye başlamıştır.
Sosyal medyayı kullanmak ve bu mecralarda içerik geliştirmekten kaçınılmaması gerekir. Organizasyonlar bu yolla hizmet satmazlar ama izleyicilerin zihinlerine yöneldiklerinden bu mecraları markalaşma stratejileri çerçevesinde kullanmalıdırlar. Söyleşiler, sunumlar için hali hazırda kullanılmaktadır.
Çağımıza şekil vermeye başlayan Covid-19’un bir tema olduğu sanatçılar kadar organizasyonları da ilgilendirmelidir. Çalışmalarını tasarlarken bunu önceliklendirilmelidir. Bu bir müze için Covid-19 ile gelen yaşama ilişkin koleksiyon oluşturmak ya da sergi yapmak olduğu gibi, bir tiyatro için bu olgunun sahneye taşınması olabilir. Salgının başlangıcında pandemi ile ilgili belgesellerin online ortamda karşımıza çıkması asla tesadüf değildir.
Son olarak küçük bir ayrıntı gibi görünse de algımızı önemli ölçüde etkileyen sözcüklerden bahsetmek gerekir. Bu sözcükler karşımıza web sitelerinde, sosyal medyada, çevremizdeki ilanlarda,, radyo, televizyon, gazete gibi medya kuruluşlarında karşımıza çıkar. Kültür-sanat organizasyonlarının hizmetlerini anlatırken kullandığı bu iletişim mecralarında kendilerini hangi sözcüklerle anlattıkları bizim onları nasıl algıladığımızı etkiler. Yukarıdaki öneriler doğrultusunda hareket eden müzeler, tiyatrolar, galerilerin “Kapattık”, “hizmet veremiyoruz” gibi olumsuz kelimeler yerine daha ulaşılabilir, daha renkli, daha kapsamlı, daha şeffaf olduklarını vurgulayan sözcükleri seçtiklerine tanık oluyoruz.
Sonsöz
Aslında tüm bunlar kültür sanat alanında yeni konular da değildi. Bu gelişimin başlaması 50 seneden fazla ama şimdi kaçış yok. 21. yüzyılın küresel salgını kültür-sanat organizasyonlarının bugüne kadar sektöre göz kırpan konularda aksiyon almasını zorunlu kıldı. Salgın bu organizasyonlara 60-70 yıldır hazırlanan dönüşüme hazır değilsen, değişimi görmezden geldiysen güçlü bir biçimde varlığını sürdürmen o sürece hızlı adapte olabilmene bağlı diyor.
