
BİR AVUÇ ALKIŞ İÇIN
Yıllar önceydi. Hımm…
Yok, yok bu kısa oldu.
Yıllar yılar önceydi
Hah işte bu giriş oldu. Evet gerçekten çok yıllar önce
Yani, henüz Dünya milenyuma ‘la tanışmamış fakat ayak
seslerini duymaya başlamıştı. Yıl 1998
Bahçelievler Belediye Tiyatrosunda
“Annem 40 yaşında Babaannem 20″ adlı oyunu
oynuyoruz.
Adından da anlaşılacağı gibi komedi, bir oyunu. Komedi
ve iki perde. Gülmek garanti, gülmeyen Japon (Laf
aramızda bize göre oyunda gülmeyen seyirci Japon. )
Ayrıca biz bu tür oyunlara, tiyatro dilin de vodvil
diyoruz. Bu oyun Fransızca dan, Türkçeye çevrilmiş.
1960 lı yıllarda ” Müzelik Aile ” adıyla oynanmış.
Neyse, biz günümüze gelelim. Günümüze derken 1998
e kaldığımız yerden devam edelim yani. Annem 40
Yaşında Babaannem 20 adlı oyunun kadrosunda kimler
kimler yok ki Halit Akçatepe , Bizimkiler dizisinden
Ergün Dinçer, 1970 Türkiye güzeli Azra Balkan ,Rezzan
Akçatepe, mahallenin muhtarları dizisinden Nedim
Doğan yine mahallenin muhtarları dizisinden namı
diğer Annem Annem tiplemesiyle Nedret Özbek, Demet
Genç, Tülay Doğan ve bendeniz Mehmet Tokat efendim.
O sezon hem İstanbul’da, hem de turnede oyunlarımızı kalabalık
bir seyirci topluluğuna oynuyoruz. Oyunlarımıza sıcak, soğuk
yağmur, çamur demeden devam ediyoruz. Oyun
Türkiye genelinde çok sevildi. Bu sebeple Mersin’e
davet edildik ve Devlet Tiyatrosunda oynayacağız.
Oyun öncesi heyecanımız her zaman ki gibi tavan
yapmış.
Son kontrolleri yaparken bir yandan rol arkadaşım
Tülay la konuşuyoruz. ( Çünkü sahneyi ikimiz açıyoruz)
Sahneye çıkar çıkmaz seyirciyi kahkahaya boğalım,
bizden sonra sahneye girenler daha rahat oyun
çıkarır, seyirciyi oyuna ısıtır daha çok güldürür, onlar
güldükçe bizde coşar coştururuz vesaire… Diyoruz !
Neyse zaman geldi çattı, oyna başladık.
5 dakika geçti, 10 dakika geçti. Seyirci kolada erimeyi bekleyen
buz sanki. Seyircide ne bir tepki ne de bir reaksiyon.
Ama bizim kitabımızda pes etmek diye bir şey yok.
Seyirci ne gülüyor ne alkışlıyordu.
Role her zamankinden biraz daha fazla asılıyoruz ve
nasıl haraketli… Nasıl coşkuluyuz anlatamam ! Oysa tek isteğimiz bir
avuç alkıştı.
Biraz sinir, biraz hırs birazda inatla seyirciyi güldüreceğiz
Diye, Oscarlık falan oynuyoruz yani. Seyirciden yine
çıt yok. Bir sonraki sahne için bizim İzmir Marşıyla
çıktığımız sahneden, kulise adeta mehter marşı
eşliğinde, süngümüz düşmüş bir şekilde dönüyoruz.
Sahne arkasında Halit abi karşılıyor bizi, tüü size
seyirciyi uyuttunuz bee, çekilin önümden ben şimdi
onları güzel bir şekilde uyandırır, gülmekten öldürürüm,
diyor. Halit abi sahneye çıktı, bizde kulakları kabarttık
dinliyoruz. Bir tuhaflık var bu akşam seyircide. Halit
abi ne yaparsa yapsın seyirciden çıt yok. Bırakın çıtı,
sahneye giriş alkışı yok. ( Tiyatroda adettir tanıdık
tecrübeli bir oyuncu sahneye çıktığı zaman seyirci
alkışlar ve bizler bu alkışa sahne alkışı deriz ) Bizim
sinirler yavaş yavaş gerilmeye başladı. Sahneye kim
çıktıysa kesintiye uğramış, su gibi seyirci tısss. Halit
abi girdi kulise yok arkadaş seyirci Japon galiba ( başta
belirtiğim gibi gülmeyen seyirciye taktığımız bir lakap )
Bazı arkadaşlar seyirci yok galiba dedi. Nasıl olur deyip
hep birlikte koştur koştur gidip perdenin arasından,
dekorun boşluğundan baktık o da ne, salon tıklım tıklım
dolu ve seyirci bir frenks heykeli gibi oturup sahneyi
izliyor. Biz aramızda sinirden kiki deşiyor, tırnaklarımızı
yiyoruz. Neler oluyor, neler oluyor diyoruz. Moraller
yerde enerjimiz düştü düşecek
Tekrar ya Allah diyip çıkıyoruz sahneye yok anammm
yokkk… Biz tabiri caizse seyirciyi unutup oyunun
tadını çıkarıyoruz. Sanki provadayız, kendimizi o sekil
motive etmeye çalışıyoruz. Mecburen ne yapalım biraz
daha kafayı taksak ekipçe tıklatıp seyirciye Allah Allah
sesleriyle saldıracağız.
Neyse efenim okuyucuma söyleyeyim, biz oyuna o kadar
kaptırdık ki kendimizi kendimiz oynayıp kendimiz
gülüyoruz. Bir ara sahnenin önünden tiz bir kadın sesi
duyuldu, ardından bir gürültü koptu. Meğer Nedret
ablanın tersi dönmüş, kulise gide cem diye sahneden
düşmüş.. Hem de, en önde oturan iki seyircinin
kucağına. Bu tiraji komik olayda bile, seyirciden
bir tepki yok.. Bizim sinirler sizlere ömür, ekip olarak
seyirciyi de unutup sahnenin önüne atlayıp bir
yandan Nedret ablayı sahneye çıkarmaya çalışıyor,
bir yandan da freni boşalmış bir araba gibi gürültülü
bir şekilde gülüyorduk. Artık ne yaparsak yapalım
kahkahalarımıza engel olamıyorduk. Yani seyirci sus
pus hayretle ve de şaşkınlıkla bizi izliyor. Ve bu durum
bizim sinirimizi iyice bozuyor. Bir ara kısık sesle Halit
abi çocuklar bu benim son oyunum emekli olmaya
karar verdim dedi. Siz artık bizi düşünün, bir mahşer-i
cümbüş sormayın. Karnımıza ağrılar girdi gülmekten
bitap düştük.
Oyunun finalinde ise kimsede derman kalmamış,
örümceğin ağına takılmış bir böcek gibi çırpınıyorduk.
Oyun bitmek bilmiyordu, sanki günlerdir sahnedeydik
ve nihayet final oldu ışık ve perde kapandı. Perde
selam seremonisi için açılınca kıyamet koptu sandık.
Harr diye bir ses eşliğinde bir alkış tufanı, biz neye
uğradığımızı şaşırdık. Bir birimize bakıp duruyoruz.
Abartmıyorum 30 dakika kadar devam etti. Sanırım Türkiye
de bir tiyatro oyunu için kırılması zor bir rekordur.
Sora yavaş yavaş salonun ışıkları yandı o da ne, 8 japon
kadın ellerinde çiçeklerle ( bizde 8 kişiydik) sahneye
çıkıyor. Biz şaşkınlıktan bir birimize bakıp ne oluyor.
Kamera şakasımı diyerekten sağa, sola, yukarı, aşağı
bakıp gizli kamerayı aramaya başladık . Oda neeeee,
seyirci ayağa kalktı hepsi Japon. ( Meğer Mersin
Beldiyesi Japonya’da bir Şehri, kardeş şehir ilan etmiş ve
onları Türkiye’ye, Mersin’e buyur etmişler. Ve kültürel
etkinlik amaçlı bizim oyna getirmişler, tamı tamına
300 kişi ve hiç birimize böyle bir etkinlik olacağını
Söylememişler. ) Artık siz bizi düşünün üstümüzden
büyük bir yük kalkmış gibi bir rahatladık ve ellerimiz
parçalanırcasına Japon’muş, Japon’muş diye
avazımız çıktığı kadar bağırarak bizde onları çılgınlar
gibi alkışlamaya başladık. Bildiğin alkışlaşıyoruz.
Al alkışını ver alkışımı. İki tarafın da alkışı kesmeye
niyeti yok. Elimizden kanlar gelmeye başladı, velhasıl
kelam o ana kadar sesi çıkmayan Halit abinin alkış
kıyamet için de sesi duyuldu, duygulu bir şekilde sesini
yükselterek. Arkadaşlar galiba ben Tiyatroya
yeniden başlayacağım
Sürç-i lisan ettiysem affolaaa.
Şiir üzerine…
Gün oldu Bir anne , bir baba şefkatiyle sarıp sarmaladı bizleri.
Bugün sizlere, şiirle ilgili bir şeyler yazmak istedim. Bunu neden mi istedim, hemen söyleyeyim.
Dün sanal bir arkadaşım (yani sosyal medyadan bir arkadaşım ) direk mesaj la bir şiir yollamış ağabey bak bakalım nasıl diye… Eee normal nede olsa sosyal medyadaki profilimde koca koca tiyatrocu , yazar , sosyolog yazıyor.. Haydaa gel şimdi çık işin içinden. Ne desem acaba okudum sonra kem küm.
Şey diye yazdım, sen bu şiiri nasıl yazdın. Ağabey dün akşam balkonda yazdım dedi… Ortam nasıldı dedim . Ağabey gece hafif serin ve sessiz çok romantikti, mehtap vardı dedi. ( içimden ortam şiire müsait diye düşünürken)
O tekrar yazdı.
Mehtap ağabey, Mehtap Kız arkadaşım, sen tanımazsın dedi . Evet tanımam dedim.
Çok romantik bir kızdır ona baktım yazdım dedi. Ağabey gözleri çok güzel biliyonmu ?
İkinci kez haydaa…
Yooo bilmiyorum, nereden bileyim dedim.
Ağabey bir görsen aşık olursun.
Ya sabır…
Yok kardeşim, yok ben görmeyeyim . Zaten benim aşkım, başımdan aşkın.
Hülasa konuyu toparlarsak, o anki duygularını sevgilisine bakarak onun söylemiyle ,ağabeyim benim duygularım bir kuş gibi yüreğimden usulca kalemime süzülüp oradan da kağıda döküldü anlayacağın dedi.
Şiirini bilmem ama son sözleri çok sanat variydi.
Güzel kardeşim sana mehtaplı geceler diliyorum, şiirin çok güzeldi devam et yazmaya diyerek konuya vede mesaja son noktayı koydum. Meğer ben nokta yerine noktalı virgül koymuşum ! Çünkü benim bu okuduğum şiir üzerine (etkisine değil) kafama bir-şeyler takıldı .
Bu sanal Arkadaşın yazdığı şiir kime göre neye göre güzel yada kötü.
Sonra düşündüm, şiirle ilgili görüşleri, yazılan yazıları anımsadım. Birazda araştırdım Mesela ;
Şiir Edebiyatın iksiridir , şiir sanatın babası yada kraliçesidir.
Ama anımsadığım en inanıl-mazıda, sanat şeytan işidir diyenler olmuş asırlarca. ( Nasıl bir şeytansa, tasviri yapılamayan ) Binlerce söyleşi, paneller yapıldı . Yerli ve yabancı Edebiyatçılar fikirlerini duygularını paylaştı insanlarla
Ben de son olarak yaptığım araştırmalardan yerli ve yabancı Edebiyatçıların şiir hakkındaki yazılarını sizler için bırakıyorum.
”Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız; ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü…”Jean Cocteau
”Şiir, anayasaya aykırıdır; doğanın ahlakı kovduğu yerdedir; yasadışıdır…”CemalSüreya
”İlimsiz şiir, harcı ve hesabı olmayan duvar gibidir….”Fuzulî
”Gül ıtırıyla selamlar sabahı, şair yaratır… Öyle seveceksin ki kelimeleri, yalnız senin için raks edecekler. Kelimeler de bütün sevgiler gibi kıskanç. Senin olmalarını istiyorsan, onların olacaksın; yalnız olacaksın…”Cemil Meriç
Alın okuyun paylaşın, çoğalın, çoğaltın ve daima sanatla kalın.. hoş-çakalın ..
Sürç-ü lisan ettiysem affolaaa.
PANDEMİK PANDOMİM
Mart ayının 9’u. Türkiye’de ilk Corona vakasının görülmesine daha koskoca 2 gün var. Yer Bakırköy Yasemin Yalçın sahnesi. John Steınbeck’in ölümsüz eseri Fareler ve İnsanlar’ın oyununa hazırlanıyoruz. Fareler ve İnsanlar, (Mice and Men), Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar John Steinbeck tarafından yazılmış bir novella (uzun hikâye)dır . İlk defa 1937 yılında yayınlanan eser, iki gezgin çiftlik işçisi olan George Milton ve Lennie Small’un Büyük Bunalım sırasında Kaliforniya’da yaşadıkları trajik olayları anlatır. Kadromuzda önemli oyuncular var. Erdem Topuz ,Işık Tolgay ,Cüneyt Vural, Ercan Ertan, Çağatay Varol, Hande Aras / Arzu Suriçi Kireççi, Tuncay Tarhan, Ensar Kaplan ve bendeniz Mehmet Tokat. Bu sezon ilk kez Bakırköy seyircisi ile buluşacağız. Ekip olarak heyecan had safhada. Günler öncesinden biletler satılmış. Biz kuliste akşamki oyun için son hazırlıklarımızı yaparken içeriye yapımcı ve oyuncu arkadaşlarımız Erdem Topuz ve Işık Tolgay giriyor. Suratları kireç gibi ve ayrıca enerjisiz. Hayırdır, ne oldu soğuk bir şaka yapacakmışsınız gibi bir haliniz var, diye sorduk. Yönetmenimiz ve oyuncu arkadaşımız Erdem söze başlıyor. Arkadaşlar, malesef seyircilerimizin yarısı kovid 19, yani corona olmuş. Ekip olarak bir kişi hariç koro şeklinde “nasıl yani” diyoruz. O eksik arkadaşımız oyunumuzun tek Kadın aktristi Hande Aras. Özel makyaj odasında olduğu için ve bu konuşmayı tam olarak net duymadığı için bir saniye arkadaşlar diyerek elinde cep telefonu ile yanımıza geliyor. Arkadaşlar ınstagram da canlı yayındayız toplu halde el sallayalım diyor. Sahnede sergileyeceğimiz sözlü tiyatro, o anda bir pamdomime dönüşüyor. Hepimiz yüzümüzde beliren şaşkınlık, panik ve stres ifadelerini gizlemeye çalışarak zoraki el sallıyoruz. Meğer bizim gülümsediğimizi sandığımız surat ifademiz havuz problemini çözememiş soru işaretleriyle dolu şaşkın bir öğrenci gibi olacak ki Hande bir şeylerin ters gittiğini o zaman fark edip hiç olmayacak bir şey yapıp (çünkü neredeyse tüm oyunu canlı yayın yapardı) canlı yayına son vererek ne oldu size diyor. Işık söze giriyor seyircilerin yarısı gişeyi arayıp biz ailece corona olduk gelemiyoruz, bu yüzden biletlerimizi iptal ettirmek istiyoruz dedi, diyince aynı ifade gelip Handenin suratına yerleşiyor ve ne coranası ne ara girdi? Ben geçen ay İtalya’daydım yok öyle bişey, yalandır, diyor. Ercan Ertan lafa giriyor. Benim hesabıma göre biz oynadıktan 2 gün sonra gelecekti diyor. O sıra şaşkınlığı üzerinden atan Cüneyt Vural, o zaman arkadaşlar ben sahneye çıkmam çünkü bana hemen bulaşır, ayvayı yerim. Biliyorduk ki, Cüneyt’in yanından hızlı bir araba geçse, rüzgarından hasta olurdu. Ekip olarak Her şeyi unutup Cüneyt’i ikna etmeye çalıştık ve başardık. Tamam dedik, sahnede kimse oyuncu arkadaşına fazla yaklaşmadan repliğini söyleyecek ve en az 1 metre mesafe bırakacak. Cüneyt’in sayesinde Ilk sosyal mesafeyi biz çıkardık. Hande’nin canlı yayın sayesinde Türkiye ilk corona vakasını bizden duydu. Hülasa bu sezon son kez sahneye çıkıp az da olsa sanat sever seyircimize muhteşem bir persormans sergiledik . Sürçü lisan ettiysem affolaaa Kalın sağlıcakla #sanatevesıgar
